icimden geldi...

MySpace Layouts

Name:
Location: Istanbul, Türkiye

Friday

bir bakin

http://aimediaserver.com/studiodaily/harvard/harvard.swf

Web 2.0 ... The Machine is Us/ing Us

Tuesday

kreatif direktör & reklam yazarı

Ed McCabe, "en iyi reklam yazarınızı kreatif direktör yaparsanız, elde edeceğiniz tek şey, iyi bir yazarı kaybetmek ve kötü bir kreatif direktör kazanmaktır."

reklamcılık...

"Reklamcılık, üstünüzde elbiseleriniz varken yapabileceğiniz en zevkli iştir."

Jerry Della Femina

Saturday

süpeerr

Wednesday

:p

Thursday

siz de beni hiç tanımamışsınız kuzum...

Tamacun (Rodrigo y Gabriela)

Wednesday

çok özledim...

MySpace Layouts


Anneannecim, dedecim...

Sizi çok özledim, çok :(
Aklımda, kalbimin derinliklerinde, her aklığıma geldiğinizde gözümde oluşan damlada, her zaman içimdesiniz... Tıpkı benim de sizde olduğum ama bunu size hiç bir zaman gösteremediğim hatta bu denli büyük bir sevgi olduğunu anlayamayacak kadar aptal olduğum zamanlardaki gibi...

Thursday

Burçlar Nasıl Özür Diler?

Koç:
Bir kere butun Koc'lar dunya şekeri olduklarina inanirlar. ozur dilemelerini gerektiricek bişey yaptiklarini ya da soylediklerini hic duşunmezler. o yuzden dizlerinin ustune cokmek yerine basitce "ozur dilerim" derler.. bundan ne azi ne fazlasi

Boğa:
Bir hata yaptiklarinda insanlarla yuzyuze bakmaya cok cekinirler.. hem zaten olan olmuştur.. o yuzden Bogalarin ozur dilemedikleri icin kaybettikleri cok arkadaşlari vardir

İkizler:
Ikizler her ne yapmiş olurlarsa olsunlar, konuyu iyice derinlemesine bi araştirirsaniz mutlaka hakli cikacaklardir.. hakli olduklarini duşunmuyosaniz demek ki konunun yeterince derinine inmemişsiniz o da sizin sorununuz

Yengeç:
Bir Yengec'in ozur dilemesini bekliyosaniz buna pişman olursunuz... her konuyu mutlaka kendi taraflarina cevirmeyi bu kadar iyi beceren başka bir burc daha yoktur... sonunda bir bakmişsiniz yalvar yakar olan sizsiniz.

Aslan:
Bir aslan hatasini telafi etmek icin elinden ne geliyorsa yapar.. size cicekler alir, evinizin karşisindaki duvara kocaman harflerle BENI AFFET yazar, ayaklariniza kapanip yalvarir. sonunda affettiginiz zaman kis kis gulmeyi de ihmal etmez tabi, ne de olsa ona karşi koymak ne mumkun.

Başak:
Başak hata yaptigi zaman ozur dilemekten cekinmez, ama bunu ne zaman yapacagini kendi kafasindan planlar.. herkesi kendileri gibi sandiklari icin boyledirler.. onlara gore iş işten gecmiş olsa bile sonucta ozur dilemiş midir, dilemiştir.

Terazi:
Hata yaptiklari zaman bunu itiraf etmeye cekinmezler.. o kadar ictendirler ki zaten ozur dilerim demelerine firsat kalmadan siz affettiginizi soylemiş olursunuz.

Akrep:
Ozur dilemenin bir formalite olduguna inanirlar.. o yuzden bir telefon acmak ya da karşiniza alip konuşmak yerine kart ya da mail yoluyla ozur dileyen insanlarin cogu bu burctandir.

Yay:
Yay'larin kitabinda pişmanlik, ozur gibi şeyler yazmaz.. hatasiz kul olmaz şarkisi onlarin hayat felsefesidir. Başkalari onlara yanliş bişey yaptigi zaman da ayni tavri korurlar, cifte standart yapmazlar yani..

Oğlak:
Onlardan basit bir "ozur dilerim"le kurtulamazsiniz.. uzuuuun bir aciklama beklerler.. 7 sayfalik bir savunma yazip da sonunda onu tatmin edebilmişseniz ne mutlu.

Kova:
Dunya tatlisi insanlardir.. hata yaptiklarini bilir ve saniyesinde durumu kurtarmak icin bişeyler duşunurler.. genelde de başarirlar .

Balık:
Kolay kolay ozur dilemezler cunku onlara gore herkesin olaylara bakiş acisi farklidir.. bir Balık ve ozur dilemek ha? şansinizi zorlamayin.

Aşık Olduğunu Nasıl Anlarsın?

*Onunla aynı ortamdayken görmezlikten geliyor ama etrafta olmadığı zaman çaktırmadan gözlerin her yerde onu arıyorsa; evet...
ONA AŞIKSIN...

*O an yanında seni her zaman güldüren biri daha olduğu halde senin gözlerin ve bütün dikkatin hala ötekinin üzerindeyse; evet...
ONA AŞIKSIN..

*Gittiği yerden seni arayacağını söyledigi halde telefonun bir türlü çalmıyorsa ve 'acaba sağsalim oraya vardı mı?' diye için içini yiyor da sabırsızlıkla telefonun çalmasını bekleyip dualar ediyorsan; evet...
ONA AŞIKSIN..

*Başkalarının upuzun maillerini ondan gelecek kısacık bir not için okumadan silip geçiyorsan; evet...
ONA AŞIKSIN...

*Durmadan 'hayir, o sadece iyi bir arkadaş' diyorsan, ama bir araya geldiğinizde, o tanımlanamaz çekimi hissediyorsan; evet...
ONA AŞIKSIN

*VE BU MESAJI OKURKEN GÖZÜNDE BİRİ CANLANDIYSA; İŞTEE...
ONA ASIKSIN!..

Tuesday

Nefret ediyorum 2

800 km yolu 11,5 saatte gelmişken 15 km yolu 2,5 saatte anca gitmekten nefret ediyorum...

Thursday

Nefret ediyorum 1

Yaya geçidinden geçen yayalara yol veren arabanın arkasındaki araçların gerizekalı sürücülerinin kornaya abanmalarından nefret ediyorum!!!

Tuesday

Herşey boş... Yok dolu... Ama güzel...

Gün gelir, aslında herşeyin ne kadar boş olduğunu sorgularsınız...

Hayattan zevk alan, en ufak şeyde, hatta büyük şeylerde bile moralini bozmayan, her zaman güçlü, iyi tarafından bakabilen, hayatla dalga geçebilen biri olabilirsiniz. Herkes herşeyden şikayet halindeyken, kendi gölgesiyle bile kavga edebilecek bir hale gelebiliyorken, olan herşeyi kendi şanssızlığı olarak nitelendiriyorken, siz, kocaman bir gülümsemeyle etrafınıza bakabiliyor, bu serzenişlere bir anlam veremiyor olabilirsiniz...

Ama işte "o an" gelir, bütün kaleleriniz düşer, savunmanız kırılır hayata karşı. Vücudunuza girip, bağışıklığınızın zayıfladığı anı kollayan ve yakaladığı ilk fırsatta ortaya çıkan, sizi hasta eden, bütün enerjinizi emen o hain virüs gibi...

Çabaladığınız herşey aslında ne kadar da boşunadır oysa. Ee okullar bitti, mutlu olacağınız bir işiniz de var, hayatta herşey yolunda gidiyor, yaptığınız herşey için müteşekkirsiniz bütün bunların yolunda olmasını sağlayana. Bir yerlere gelmek için, bir şeyler için çabalıyorsunuz kendinizce, birilerini kırmamak için elinizden gelen herşeyi yapıyorsunuz, herkesi mutlu etmeye çalışıyorsunuz vs. vs. vs. Sonuç? Sonuç kısır bir döngü... Düşündükçe içine daha da batıyorsunuz, battıkça daha da kayboluyorsunuz, biraz ferahlayınca bakıyorsunuz ki aynı yerdesiniz, bu sürüncemeyi bir kere daha yaşıyorsunuz...

Aslında normal hayatta düşünmediğiniz, kafanızı kurcalamayacak şeyler çıkıyor açığa... Ya yanlış yaparsam, ya insanların gözünde normalin çok biraz üzerinde olan itibarınız birden 0'ın da altına inerse, kötülük için söylenen "Adı çıkmış dokuza inmez sekize" sözü gerçekten de iyilikler için geçerli değilse, insanlar için o kadar didinmeleriniz aslında boşunaysa, ya bunlar hiç görülmediyse, ya da hiç akla gelmezse, bir kerede silinme ihtimaliniz varsa, o güne kadarki iş yeriniz artık iş yeriniz değilse ve buna siz karar vermemişseniz, absürt bir şaka yaptığınızda, ya da en yakınlarınızı çok sevdiğinizi söylediğinizde ya bunu "Allah söylettiyse" ve onlar sizin son sözlerinizse, elinizden geldiği kadar çalışıp çabalayıp bir nitelik kazanmış olduğunuz halde yan gelip yatan, sizin yarınız kadar niteliğe sahip birisi sizden daha iyi koşullara kavuşursa... Bu örnekler artırılabilir, çeşitlenebilir, dallanır budaklanır... Sizin o gününüzü mahveder.

Tüm bunlar tahtakurdu gibi beyninizi kemirirken, hala biraz şansınız varsa uykuya dalarsınız. Öncekilerden tamamen farklı bir gün... Aslında ne kadar da güzel değil mi? Herşey eskisi gibi. Dün ne mi oldu? Ne oldu?

Monday

Ariston'dan süper bir reklam...

pazarlama nedir?

Amerikan Pazarlama Derneği'nce 1984 yılındaki toplantda pazarlamanın tanımı şu şekilde yapılmıştır: "Pazarlama, kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama sürecidir."

Sunday

yazı yazı ve de yazı

MySpace Layouts

Yazacak çok şeyim var... Aklımın muhtelif köşelerinde... Derinlerde... Su yüzünde... Bir yerlerde... Yazmaya başlayınca dallanıyorlar budaklanıyorlar, içinden çıkılmaz bir hal alıyorlar... Sonunda bir şekilde saklandıkları yere geri dönmeyi başarıyorlar... Ve ben... yine onları yazamamış olmanın verdiği sinirle devam ediyorum... "Bir gün" diyerek :)))

Kadınların şifresi! eheh... valla 1-2 madde hariç benimle alakası yok :)

1. Asla gerçekten düşündüğün şeyi söyleme. Asla!
2. Her zaman anlaşılmaz ol.
3. Aylar evvel tartışılmış bir konuyu gündeme getir, hır çıkar. Yıllar evvelki bir olayı gündeme getirerek devam et.
4. Erkeğin her şey için özür dilemesini sağla.
5. Ağla ve "Hep senin yüzünden." de.
6. Adamın çantasına, elbisesinin cebine, arabasının torpido gözüne üzerinde "Seni seviyorum" yazan notlar bırak.
7. Erkeğin gözlerinin içine bak sonra bir kahkaha at, adam ne olduğunu anlayamasın, bir kahkaha daha at.
8. Ağla.
9. Adam "Güzel gözlerin var." dediğinde "O kadar mı? " diye sor.
10. Her yere ve her şeye geç kal. Adam gecikecek olursa bas bas bağır.
11. Regl döneminin cinayeti affettirici unsur olabileceğini anlat.
12. "Bilmem anlatabiliyor muyum?" de, adamın gözlerine bak, sonra adamın söyleyeceği her şeye "Anlamamışsın." cevabını ver.
13. Babanın silah koleksiyonundan, abinin kara kuşak karateci olduğundan bahset.
14. Ailedeki herkes bana "Prenses" der diye anlat.
15. Eski erkek arkadaşının göbeği olmadığını her fırsatta söyle.
MySpace Layouts

16. Tuvalete gruplar halinde git. Asla yalnız başına bir şey yapma.
17. Bağımsızlık bir zaafiyet işaretidir, anne baba evinde oturmaya devam et.
18. Daha çok ağla.
19. "Bil bakalım canım ne istiyor?" diye sor, bilemediğinde azarla.
20. Herşeyi dakikası dakikasına planla, sonra asla o plana uyma.
21. Kız arkadaşlarını eve çağır balkonda avaz avaz "Kapı açık, arkanı dön ve çık" diye şarkı söyle.
22. Adamın konuşmasını 'E'leri açık söyleme." diye kes.
23. "Kilo mu aldım?" diye sor, cevabi beklemeden tereyağlı ekmeği yemeye başla.
24. Daha da çok ağla.
25. Fıkraların sonunu unut.
26. Sadece arkadaş grubundaki erkeklere merhaba de ve onları birbirlerine düşür.
27. Adamın giyimine sürekli karış, üç dakikada bir "Dik yürü" diye uyar.
28. "Neyin var senin?" sorusuna "Madem anlamıyorsun ben de
söylemiyorum." cevabını ver.
29. Adamla ilgileniyor gibi görün, o sana ilgi duyduğu anda azarla.
30. Beş saniyelik bir sessizlik olduğu anda "Ne düşünüyorsun?" diye sor.
31. Saçlarının uçlarını düzelttirdiğinde, adam fark etmezse bütün gece somurt.
32. İnsanların sürekli kafasını karıştır.
33. "Meclis'te kadın kotası" fikrini aç, bütün gece bu konuyu anlat, başka konuya geçmek isteyenleri "Maço" ilan et.
34. En bi çok ağla.
35. Kızarmış patatesleri erkeğin tabağına koy, bunun bir sevgi gösterisi olduğunu söyle, sonra "Sen biraz kilo aldın." de.
36. Tuzluğa bak ve adama "Bu tuzluk sana neyi hatırlatıyor?" diye sor. Adam bilemediğinde "Daha doğru dürüst tanışmıyorduk bile... Ben senden tuz istemiştim, tuzluğu verdiğinde küçük parmağın küçük parmağıma değmişti" diye anlat ve "Aramızdaki elektrik bitti" de, tuvalete git. Döndüğünde masada şampanya yoksa olay çıkar.
37. Ağlayabildiğin kadar ağla.
38. Kulağında kaç delik olduğunu sor, bilemezse eski sevgilinin bunların hepsini bildiğini anlat.
39. Gece klüpünde kapıdaki korumalarla tartış, sonra yanındaki erkeğe "Bir şey yapsana" de ve bekle.
40. Ağlamaktan ortalığı sel götürecek kadar ağla... ağla… ağla…
41. Bu listeyi adama oku, dudaklarında bir gülümseme başlangıcı olduğu an olay çıkart !
42. Bütün bunları yaptığın halde sana halen aşkla bağlıysa, onu elinden sakın ha kaçırma… Çünkü zor bulunur…

Saturday

Yoruldum bittim... Ama kendim istedim :)

MySpace Layouts

Bir temizlik yaptım ki bugün evlere şenlik... Diğerlerini bilemeyeceğim ama benim ev için gerçekten şenlik oldu...

MySpace Layouts

İlk önce salondaki eşyalar yer değiştirip değiştirmemek konusunda kararsız kaldılar... Biraz dolanıp, salonun en efektif şekilde kullanımının eski yerlerinde kalmakla mümkün olduğunu anlayıp geri döndüler. Bu sayede altlarını da temizletmiş oldular. Eh etrafın tozunun alınması, camların silinmesi, perdelerin yıkanıp tekrar takılması ve yerlerin silinip süpürülmesiyle biten macera mutfak, tuvalet ve yatak odasında da devam ettikten sonra (diğer odaya hiç bulaşmadım) bitti...

Sonuç itibariyle ben de bittim... Evi temizledim, kendimi temizleyecek gücüm kalmadı... MySpace Layouts

Arada yemek yemeyi de ihmal etmedim tabi...


Bundan sonra yeni bir evim olacaksa lutfen az tozlananından olsun... Tozlanmayan ev gibi ütopik isteklerim yok... Sadece üzerinden vızır vızır araba geçen ve muhtelif aralıklarla kazılan bir yol üzerinde değil de (tercihen) bahçe ya da site içinde olsun... Doğanın tozunun başımın üstünde yeri var yoksa canım aaa...

ben de... her yerde, her zaman...

Öyle bir ajans düşlüyorum ki...

İçinde,
çalışanlarıyla bir araya gelerek, her konkur için prim sistemi belirleyen Patronlar'ı olsun. Ajansını bir kurum haline getirsin. Çalışanlarını performansları doğrultusunda ödüllendirsin. Bir ajans ruhu oluştursun. Askersiz savaş kazanılamayacağını iyi biliyor olsun.

Kağan İşmen'in MediaCat'den çıkan Reklam, halkla işikliler ve ötesi adlı kitaptaki yazısından...)


bookmarks ("reklam" ile ilgili gözüme takılanlar...)

Yeni müşterilerle ekonomik durgunlukta haberleşmeyen bir ürün, pazar payını ve pazardaki yerini başka ürünlere kaptırabilir. Reklam böyle zamanlarda mevcut müşterilerin ürüne bağlılığının devamı ve yeni müşterilerin kazanılmasında önemli rol oynar.

Bir işletme okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, tüketiciler algılanan katkı değerlerine prim fiyatı vermeye hazır olmalarına rağmen, bu katkı değerler reklam yoluyla tüketiciye anlatılmazsa, bu kişiler prim fiyat vermeye ve ürün bağlılığına yanaşmazlar.

Ekonomik yavaşlamada ürünlerin pazar paylarını artırmalarının ekonomik büyüme dönemine nazaran daha kolay olduğu kanıtlanmıştır.

Fiziksel farklılıkları olmayan ürünlerin markalarının reklam ve promosyonla duyurulmaması, ekonomik durgunlukta pazar payı kaybına yol açar. Ve bir kere kaybedilen pazar payının kazanılması çok zor ve pahalıdır.

Reklam, karlılığı düşürmez, arttırır.

Reklam bütçesinin azaltılmasıyla sağlanan tasarruf az, riskler çoktur.

Reklam, ürünü tüketicilere hatırlatarak, ürünün özelliklerini, kullanımını ve önemini anlatarak ürüne katkıda bulunur. Ürün kimliği yaratmada çok öenmli rol oynar.

Pazardakilerden daha üstün olan ürünler işlevlerine göre değil, marka değerlerine göre belirlenmektedir.

Ekonomik durgunluk bir değişim sürecidir. Tüketici harcamaları devam etmektedir. Ekonomik durgunlukta reklam bütçesini kısmak büyük risktir. Reklam "kuvvetli" ürünlerin geliştirilmesi ve korunmasında önemli bir rol oynar. Reklam ürünün "imaj"ını yükseltir.

Kandırmayacaksın, çarpıtmayacaksın, kasılmayacaksın, lütfetmeyeceksin, kötü ruhlu olmayacaksın, insanların kendilerini güvensiz hissetmesine yol açmayacaksın, seksist olmayacaksın, ruhsuz olmayacaksın, sıkıcı olmayacaksın, kandırmayacaksın.

Reklam yazarı "Harput'ta bir Amerikalı" ya da tersi "Amerika'da bir Harputlu" değildir, olmamalıdır. Amerikalı için yazılı metni Harputluya mot a mot tercüme eden hiç olmamalıdır.

Reklamcı reklamvereni tanımak, ihtiyaç ve düşüncelerini daha yakından anlamak için sık sık bir araya gelmekten kaçınmamalıdır.

Yaratıcı mesajın özellikleri: Uyarlanabilirlik, devamlılık, yenilik, gerçekçilik, hatırlanabilirlik, basitlik

  • Dünyanın ilk reklam filmi: Admiral Sigaraları (5 Ağustos 1897, New Jersey'deki West Orange Edison stüdyoları)
  • Bir ürünün reklamını yapmak amacıyla yayınlanan ilk resimli ilan: Çikolata reklamı (17 Mart 1703, Daily Courant)
  • İlk ışıklı reklam: 1890'da Picaidlly'nin kuzeydoğu kenarına ilk ışıklı reklam panosu dikildi. Bir yıl sonra Broadway'de üzerinde "Evinizi okyanus meltemlerinin yaladığı Long Island'dan alın." yazan dev bir reklam panosu yer aldı.
  • İlk hediye kuponu: Sabun ambalajlarına yerleştiren kuponlardan 10 tane getirene güzel bir tablo armağan ediliyordu. (1865 Newyork)
  • İlk seri ilan: Public Adviser gazetesi (19 Mayıs - 28 Eylül 1657)
  • İlk tam sayfa ilan: "Portraits and Memoirs of the most Illustrious Personages of British History" adlı kitabın ilanı (1 Ocak 1829, The Times)
  • İlk renkli ilan: "White Label" viskisi (7 Ekim 1936, Glaskow Daily Record)
  • Radyoda ilk reklam programı: "Hawthrone Hall" adlı kooperatif evi (28 Ağustos 1922, WEAF, 10 dakika)
  • İlk TV reklamı: Bulova marka saat (1 Temmuz 1941, WNBT, 20 saniye statik görüntünün üzerine reklam spotu okundu, 9$)
Reklam, Halkla İlişkiler ve Ötesi (MediaCat, Ağustos 2003)

Thursday

gerek...

herkese güvenmemek gerek...
herkese güvenilmeyeceğini anladıktan sonra güvenmeye devam etmemek gerek
“sırrını söyleme dostuna; dostun da söyler dostuna” düsturunu unutmamak gerek
yüzüne gülenin ardından iş çevirmeyeceğine inanmamak gerek
hayatta en değerli varlığın insanın kendisi olduğunu sürekli tekrarlamak gerek
“hayır” demeyi öğrenmek gerek
lafı dolandırmayıp gerçekten “hayır” demek gerek
insanları kırmamak gerek
insanların seni kırmasına izin vermemek gerek
insanları kırmamak için kendi değerlerinden vazgeçmemek gerek
hakkının peşinden sonuna kadar gitmek gerek
düşündüğünü söylemek gerek
özle sözün bir olması gerek
mütevazılığı kesinlikle elden bırakmamak gerek
ısrarcı olmamak gerek
tuttuğunu koparmak gerek
yanlış anlamamak gerek
yanlış anlaşılmamak gerek
kapris yapmamak gerek
ısrarcı olmamak gerek
herşeyi kafaya takmamak gerek

Tuesday

:(

Artık yolda yürürken bir dükkândan önünüze doğru çekirdekler, portakal kabuklar, sigara izmaritleri, buruşturulmuş kâğıtlar, içinden bir şeyler içilmiş plastik bardaklar... vb. atılabiliyor; herkes de bunları çok normal karşılıyor belki de normal karşılamak zorunda kalıyor. Çünkü o kadar terbiyesiz, o kadar cahil, o kadar gözleri kör ki bu işleri yapanların; sırf uyardınız diye sokak ortasında hakarete maruz kalabilirsiniz, tartaklanabilirsiniz hatta bıçaklanabilirsiniz...

Rant uğruna ormanlar yakılıyor... Bir iki site daha fazla yapılsın da birileri daha da çok paralar kazansın. Ama o birileri de o kadar salak ki o ormanların ortadan kalkmasının kendilerine de zararı olacağını düşünemiyorlar. Sanki o kazandıkları parayla temiz havaya, o güzellikleri satın alabilecekler, sanki ülke çöl olursa çok rahat yaşayabilecekler.

Arıtma tesisleri kurmak, bacalara filtre takmak çok zor geliyor fabrika sahiplerine. Bunu düşünmüyorlar yada düşünseler bile o paracıklarını harcamak zor geliyor. Kafaları basmıyor mu acaba o pis havanın kendilerine de zarar verdiğine, o kimyasal artıkların aktığı sularda kendi çocuklarının da yüzebileceğine, toprakların üzerinde oyun oynayabileceğine...

Her şeyin başı eğitim diyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Büyük ihtimalle de kendi sesimizi kendimiz duyuyoruz, hatta o kadar bastırılıyoruz ki kendi sesimizi kendimiz duyamaz hale geliyoruz. Kanıksıyoruz, kabulleniyoruz... Zorunda bırakılıyoruz. Kendimiz doğru bildiklerimizi yapmaya çalışıyoruz. Ama o kadar azız ki. O kadar küçüğüz ki bu gün geçtikçe kötüleşen dünyada... En yakınlarımıza, kendi yetiştirdiğimiz nesillere doğrusunu aktarmaya çalışıyoruz ama bir bakıyoruz ki biz bire ikiye bunları aktarmaya çalışırken, bunlar onlarla yüzlerle geliyorlar.

Güveneceğimiz hiçbir yer kalmıyor. En yakınlarımızın diğer safa geçtiğini görünce kırılıyoruz, devletin asayişini sağlamakla görevli kişilerin bir açık bulup güçlerini en masumların üzerinde denediklerini görünce yıkılıyoruz, her şeyi koordine etmesi gereken devletin, kendi seçtiğimiz vekillerin birilerine peşkeş çekmek uğruna en kutsal değerleri sattığını görünce mahvoluyoruz, her şeyin daha da iyiye gideceğine olan inancımızı daha da yitiriyoruz...

Tüm bunların arasında yine de olumlu bakmaya, bazı şeyleri kafamıza takmamaya çalışarak daha da yoruluyoruz... Pollyannacılık oynayarak kendimizi kandırıyoruz... Ya da...

Thursday

Pamuk ipliğine bağlı hayatımız...

O kadar tesadüfi yaşıyoruz ki... Herşey yolunda giderken bakalım başınıza neler gelebilir...

Evlerin kenarından yürürken başınıza saksı veya yanan bir sigara düşebilir

Yine bir binanın yanından geçerken sizden ağır bir beton parçası altında ezilebilirsiniz

Kot pantolon veya kot ceket giydiniz diye tartaklanabilirsiniz

Hava biraz kararmış ve yollar biraz boşalmışsa kimliği belirsiz kişi yada kişilerce kaçırılıp tecavüze uğrayabilirsiniz, şansınız yaver giderse orada bırakılabilir, gitmezse türlü işkencelere maruz kalarak katledilebilirsiniz

Onca insanın yürüdüğü işlek bir caddede kapkaççıların kurbanı olabilirsiniz, yine şanslıysanız çantanızın ve içindekilerin gittiğiyle kalırsınız, yoksa yerlerde metrelerce sürüklenebilirsiniz

Bindiğiniz herhangi bir toplu taşıma aracı bomba ile havaya uçurulabilir

Eğlenirken yada bir şeyi kutlarken havaya açılan ateş sonucu kimvurduya gidebilirsiniz

Metroda giderken metronun tavanı delinip şanslıysanız sadece yolda kalabilir, değilseniz olabilecek herhangi bir facia sonucu yaşamınızı yitirebilirsiniz, yada ömrünüzün sonuna kadar sakat kalabilirsiniz

Bindiğiniz otobüsteki sinirli şoför sizi dövebilir

Yol kenarındaki teyzelerin halıları yıkadıkları köpüklü köpüklü sularlar yola yayılabilir, siz de arabanın kontrolünü kaybedip uçurumdan aşağıya düşebilirsiniz

İşinize giderken ve de üstüne üstlük kurallara uyarak kırmızıda durmuşken yanında bulunduğunuz binaya konulan bomba patlayabilir ve ölebilirsiniz

Evinize giren hırsız, sırf fark ettiniz diye sizi bıçaklayabilir

70 yaşındaki hasta anneniz yada 10 yaşındaki çoğu şeyden habersiz kızınız 10 dakika evde yalnız kaldığı anda tecavüze uğrayabilir; üstüne üstlük o küçücük çocuk 70 yerinden tornavida ile delik deşik edilebilir

Ailenizin istediği değil de kendi istediğiniz birisiyle evlenmek istediğiniz için töreye (!) kurban gidebilirsiniz

Yaya geçidinde yeşil yanarken karşıdan karşıya geçmek isteyen birisine, ters yönde geri geri gelen, bir de arkasını kontrol etme bir taksi çarpabilir

Doktor sizin neye alerjiniz olduğunu tespit etmeden size bir iğne yapabilir, sonunda hastaneden cansız bedeniniz çıkabilir

Asansöre binerken arkanızdan yetişen birisi sizinle birlikte binip o sert cismi kafanızda parçalayabilir, yada kafanız parçalanır ölebilirsiniz yada senelerce bitkisel hayatta kalabilirsiniz

Trafikte tüm kurallara uygun giderken, tüm kurallara aykırı giden birisinin kurbanı olabilirsiniz; yaşama şansınız olsa bile bir türlü gelemeyen (!) ambulansın kurbanı da olabilirsiniz

Sinirli, kendini bilmez, psikolojisi bozuk arkadaşlarınızın(!) ya eroin yüzünden ya da size kıl olmaları yüzünden kurbanı olabilirsiniz

Bindiğiniz uçak teröristlerce kaçırılıp son durağınız bir binanın 80. katı olabilir; yada siz işinizi yaparken camdan içeri bir uçak girebilir

Oturduğunuz evin sırf kendini düşünen müteahhidi yüzünden bir depremde onca katın altında kalabilirsiniz

Bindiğiniz otobüsün şoförü uyuyakalabilir; yada siz yolunuzda giderken şoförü uyumuş bir otobüs üzerinize gelebilir

Gecenin bir vakti biraz daha sessiz olmasını rica ettiğiniz komşunuz çıkarıp silahını sizi vurabilir

Bir hiç uğruna dövülüp üzerinizden otobüsle geçilebilir

Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçerken bindiğiniz motora kılavuzsuz bir tanker çarpabilir, boğularak ölebilirsiniz; yada o kılavuzsuz tanker siz sahildeki evinizdeyken yada çay bahçesindeyken gelip çarpabilir

Yolda yürürken kapatılmayan ve su dolduğu için fark edilmeyen çukura düşebilirsiniz

Yattığınız hastanenin elektriği kesilip jeneratörü devreye girmeyebilir

Kaçak rakı içip felekten bir gece çalacakken, o kendini bilmezler(...) sizin canınızı çalabilir

Yolda yürürken tepenize helikopter de düşebilir

Yanlış tedavi yada yanlış teşhis yüzünden çok basit bir rahatsızlık sonucu hakkın rahmetine kavuşabilirsiniz yada bir uzvunuz kesilebilir

Sırf işinizi yaptığınız için demir çubuklarla yada herhangi bir şey(!)le öldüresiye dövülebilirsiniz veya öldürülebilirsiniz

..........................................